KISACA
- Yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyen ve koruma ile gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişiyi kendi hâline terk eden, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası alır (TCK 97/1).
- Terk yüzünden mağdur hastalanır, yaralanır ya da ölürse ceza neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre belirlenir (TCK 97/2); bu sonuç bakımından en azından taksir aranır (TCK 23).
- Suç şikâyete bağlı değildir ve uzlaştırma kapsamında sayılmaz; asliye ceza mahkemesinde görülür.
- Bakımı başkasına devretmek, huzurevine yerleştirmek ya da bakıcı tutmak tek başına terk sayılmaz; belirleyici olan kişinin fiilen çaresiz bırakılıp bırakılmadığıdır.
- Dava zamanaşımı üst sınıra göre sekiz yıldır (TCK 66/1-e).
Yaşlı annesini ya da hasta bir yakınını yalnız bıraktığı için hakkında şikâyet bulunan kişi önce şunu sorar: bu gerçekten suç mu, cezası nedir? TCK 97'ye göre yaşı veya hastalığı yüzünden kendini idare edemeyen ve bu nedenle koruma ile gözetim yükümlülüğü altında bulunan birini kendi hâline terk eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası alır. Her ayrılık terk sayılmaz, maddenin aradığı birkaç şart var.
Maddenin aradığı üç şart
Birincisi, mağdurun kendini idare edemeyecek durumda olması. Kanun bunun sebebi olarak yaşı ve hastalığı sayıyor. Yaş yalnız ileri yaşı değil, bakıma muhtaç küçük çocuğu da kapsayabilir. Hastalık ise geçici bir rahatsızlık değil, kişiyi gündelik ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle getiren bir durumdur.
İkincisi, failin koruma ve gözetim yükümlülüğü altında olması. Kanun bu yükümlülüğün kaynağını tek tek yazmıyor. Çocuğuna bakmak zorunda olan ebeveyn, bakımı fiilen üstlenmiş bir akraba ya da bakıcı sözleşmesi yapmış biri bu çerçevede düşünülür. Yükümlülüğün gerçekten bulunup bulunmadığı, dosyada ayrıca incelenir. Eve ara sıra uğrayan uzak bir akraba ile aynı evde yaşayıp bakımı yürüten kişi aynı konumda değildir.
Üçüncüsü, kişinin kendi hâline terk edilmesi. Terk, bakımı üstlenen kişinin çaresiz durumdaki biri için gereken ilgiyi, yemeği, ilacı ya da güvenliği sağlamayı bırakıp onu kaderine terk etmesidir. Suç ancak kasıtla işlenebilir; TCK 97'de taksirli hâl düzenlenmemiş olduğundan, "ihmal etmişim, farkında değildim" tarzı bir tablo bu maddeden ceza verilmesi için yeterli olmaz (TCK 22/1).
Ceza ve sonuç ağırlaşırsa
TCK 97/1'de temel ceza üç aydan iki yıla kadar hapistir. İkinci fıkra daha ağır bir durumu düzenliyor: terk yüzünden mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış ya da ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre ceza verilir. Bu sonuçlardan failin sorumlu tutulabilmesi için, sonuç bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir (TCK 23).
Ölüm olan dosyada savcı ve mahkeme ayrıca bir soru sorar: bu bir terk müdür, yoksa ihmalle işlenen daha ağır bir suç mu? Belirli bir yükümlülüğü ihmal edip ölüme neden olan kişi hakkında TCK 83 gündeme gelebilir. İki nitelemenin cezaları birbirinden çok uzaktır. Konuyu ihmal ile öldürme cezası yazısında ayrıca ele aldık. Kendi başına yardım etmeme durumu için yardım etmeme suçu ayrı bir hüküm.
Bırakmak ile terk etmek aynı şey değil
Varsayımsal bir örnek düşünelim: bunama belirtileri gösteren babasını huzurevine yerleştiren bir kişi, aidatı düzenli ödüyor, haftada bir ziyaret ediyor, hekim kontrollerini takip ediyor. Başka bir dosyada ise kişi, yürüyemeyen annesini kilitli evde bırakıyor, yemeği iki günde bir ulaştırıyor, komşular sesini duyup ihbar ediyor.
İlk tabloda bakım devredilmiş ve izlenmiş, ikincisinde kişi fiilen bırakılmış. Ama kanunda bir ölçü tablosu yok. Hâkim, kişinin nasıl bakıldığına, kimlerin bakım verdiğine, mağdurun gerçekten yalnız kalıp kalmadığına ve ne kadar süre yalnız bırakıldığına bakar. İki örnek de sonucun nasıl çıkacağını göstermez; yalnızca hangi olguların tartıldığını anlatır.
Kısa süreli yokluk da terk değildir. Bir bakıcının izin günü ya da bakım veren kişinin birkaç saatliğine dışarı çıkması, mağdur o sürede güvende ve ihtiyaçları karşılanmış durumdaysa suç tablosu yaratmaz. Süre uzadıkça, yalnız kalan kişinin ne kadar çaresiz olduğu ve kimsenin ulaşamadığı gerçeği ağırlık kazanır.
Nafaka borcu ile terk suçu ayrı şeylerdir
Medeni Kanun'un 364. maddesi, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek üstsoy ve altsoy ile kardeşlere nafaka vermeyi herkes için bir borç olarak düzenler. Bu hukuk alanına ait bir yükümlülüktür ve çoğu zaman mahkemede nafaka davasıyla istenir. Terk suçu ise ceza hukukuna aittir ve para ödemekle değil, fiilen bakımsız bırakmakla ilgilidir.
İkisi kesişebilir. Düzenli ödenen bir nafaka ya da bakım gideri, kişinin mağduru kendi hâline terk etmediğini gösteren bir delil olabilir. Ama ödeme yapıldığı için terk iddiası kendiliğinden ortadan kalkmaz; evde kimse yoksa ve kişi aç ve yalnızsa ödeme dekontu savunmaya yetmez.
Soruşturma, mahkeme ve süre
Terk suçu şikâyete bağlı değil. Komşu, doktor, sosyal hizmet görevlisi ya da bir akraba Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluğa bildirimde bulunabilir (CMK 158); savcılık kendiliğinden de harekete geçer. Bu ihbarla şikâyet ayrımı için ihbar ile şikâyet arasındaki fark yazısına bakabilirsiniz. Suç, CMK 253'te sayılan uzlaştırma kapsamındaki suçlar arasında değildir.
Üst sınır iki yıl olduğundan dava asliye ceza mahkemesinde görülür; görev, ağırlaştırıcı ya da hafifletici nedenlere bakılmadan üst sınıra göre belirlenir (5235 sayılı Kanun m. 11 ve 14). Dava zamanaşımı sekiz yıldır (TCK 66/1-e); dosyada ağırlaşmış sonuç varsa süre belirlenirken daha ağır nitelikli hâl de gözetilir (TCK 66/3). Zamanaşımının nasıl hesaplandığını dava zamanaşımı sürelerinin belirlenmesi yazısında bulabilirsiniz.
Mahkûmiyet hâlinde alt sınırın üç ay olması önemli. Hükmedilen ceza iki yıl veya daha az kalırsa, erteleme (TCK 51), seçenek yaptırımlar (TCK 50) ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (CMK 231) şartları varsa gündeme gelir. Bunların hiçbiri otomatik değil; kişinin geçmişi, zararın giderilmesi ve mahkemenin takdiri belirler.
Yakınının terk edildiğini düşünen kişi ne yapabilir
Bir komşunun, bir kardeşin ya da bir sağlık çalışanının ihbarı yeterli. Başvuruda mağdurun adı ve adresi, sağlık durumu, kendini idare edemediğini gösteren belgeler (hastane raporu, bakım ihtiyacını gösteren kayıt), bakımla yükümlü olduğunu düşündüğünüz kişi ve terkin ne zamandan beri sürdüğü yazılır. Komşu gibi olayı gören tanıkların bilgisini eklemek soruşturmayı hızlandırır. Mağdurun sağlığı hemen tehlikedeyse önce 112'yi aramak gerekir; dilekçe sonra gelir.
Savcı kovuşturmaya yer olmadığına karar verirse, suçtan zarar gören sıfatıyla bu karara tebliğden itibaren iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edilebilir (CMK 173). Süre kısa olduğu için karar elinize geçtiği gün işlem yapmak gerekir.
İfadeye çağrılan kişinin sık yaptığı hatalar
Birincisi, "ben bakıyordum" demekle yetinmek. Savcı somut ayrıntı arar: kim, hangi gün, ne verdi, hangi hekime götürdü? İlaç makbuzları, hastane randevuları, bakıcıyla yapılan sözleşme, banka ödemeleri, mesaj yazışmaları bu soruların cevabını belgeler.
İkincisi, kardeşlerin birbirini suçlaması. Aynı yakına bakması gereken birden fazla kişi varsa, her birinin kendi payına düşen yükümlülük ayrı değerlendirilir. İfadede diğer kardeşi ağır biçimde suçlamak, kendi sorumluluğunuzu tartışma dışı bırakmaz.
Üçüncüsü, avukatsız ve dosyayı görmeden ifade vermek. Kolluk ifadesinde söylenen bir cümle sonra düzeltilmesi zor bir kayda dönüşür. Susma hakkının nasıl kullanılacağı konusunda susma hakkı yazısı yol gösterir.
Tarafınız ne olursa olsun
Bakım yükünü tek başına taşıyıp hakkında şikâyet edilen biri olabilirsiniz; ya da yaşlı yakınının yalnız bırakıldığını gören biri. İki durumda da hukuki sorunun cevabı dosyanın ayrıntısında: yükümlülük kimdeydi, mağdur ne durumdaydı, hangi belgeler var? İfade çağrısı ya da şikâyet kararı geldiyse zaman geçirmeden durumunuzu anlatmak, hangi belgeleri toplamanız gerektiğini öğrenmenizi sağlar. İletişim sayfasındaki numaradan arayabilir ya da WhatsApp'tan yazabilirsiniz. Alana dair genel bilgi için ceza hukuku sayfasına da bakabilirsiniz.
Sık sorulan sorular
Yaşlı annemi ya da babamı huzurevine bırakmak terk suçu olur mu?
Tek başına olmaz. TCK 97 kişiyi kendi hâline, yani bakımsız ve çaresiz bırakmayı cezalandırır. Bakımı düzenleyen, giderleri karşılayan ve kişiyle ilgilenen birinin huzurevi tercihi bu tanıma girmez. Delillere göre değişir; asıl bakılan, kişinin fiilen korunup korunmadığıdır.
Terk suçunun cezası kaç yıl?
Temel hâlde üç aydan iki yıla kadar hapistir. Terk yüzünden mağdur hastalanır, yaralanır ya da ölürse ceza neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre belirlenir ve bu durumda ceza çok daha yüksek olabilir.
Terk suçunda şikâyet şartı var mı, şikâyetten vazgeçilirse dava düşer mi?
Kanun metninde şikâyet şartı yok. Savcılık ihbar üzerine ya da kendiliğinden soruşturma yapar. Suç, CMK 253'teki uzlaştırma kapsamındaki suçlar arasında da yer almaz; yani şikâyetçinin vazgeçmesi ya da uzlaşma tek başına davayı bitirmez.
Kardeşim annemize bakmıyor, ben ona şikâyetçi olabilir miyim?
Evet, Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar ya da şikâyette bulunabilirsiniz. Ancak savcılık, kardeşinizin koruma ve gözetim yükümlülüğü altında olup olmadığına, annenizin kendini idare edemeyecek durumda bulunup bulunmadığına ve terkin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğine bakar.
Terk suçunda ceza ertelenir mi?
Alt sınır üç ay olduğu için, hükmedilen ceza iki yıl veya daha az kalırsa erteleme (TCK 51), seçenek yaptırımlar (TCK 50) ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (CMK 231) şartları varsa gündeme gelir. Sonuç mahkemenin takdirine ve kişinin geçmişine bağlıdır.
Dayanak mevzuat
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 22, 23, 50, 51, 66, 83, 97
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 158, 173, 231, 253
- 5235 sayılı Kanun m. 11, 14
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 364
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki görüş yerine geçmez. Mevzuat ve uygulama değişebilir; yazının tarihine dikkat edin.