KISACA
- Zorunluluk hâlinde (TCK m. 25/2) kişi, kendisine ya da başkasına yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak için suç işlerse ceza verilmez.
- Tehlikeye bilerek neden olunmamış, başka yoldan korunma imkânı bulunmamış ve tehlike ile karşılık arasında orantı kurulmuş olmalıdır.
- Meşru müdafaadan farkı, ortada haksız bir saldırı değil bir tehlike bulunması ve zararın çoğunlukla saldırıyla ilgisi olmayan üçüncü kişiye gitmesidir.
- Zorunluluk hâli kabul edilirse karar beraat değil, ceza verilmesine yer olmadığı kararıdır (CMK m. 223/3-b).
- Hayat karşısında hayatı feda etmeyi meşrulaştıran bir açık hüküm yoktur; bu durumlarda orantı çok dikkatli tartılır.
Yanan bir binanın üçüncü katındasınız ve merdiven dumanla dolu. Tek çıkış, komşunuzun kilitli dairesinin balkonu. Kapıyı kırıp içeri giriyorsunuz. Hukuken bakıldığında bu fiil bir suç: konut dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme. Ama kanun, bu tür durumlar için ayrı bir kapı bırakmış.
Hükmün cümlesi
TCK 25/2 şöyle diyor: gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşuluyla işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Bu cümleyi altı parçaya ayırabiliriz. Her biri ayrı ayrı aranıyor; biri eksikse hüküm uygulanmıyor.
1. Kendisine ya da başkasına ait bir hak tehlikede
Korunan şey yaşam, beden bütünlüğü, özgürlük, mal olabilir. Kendi hakkınız olmak zorunda değil; bir yakınınız ya da yabancı biri için de bu hükümden yararlanılır. Kanun "bir hak" diyor ama arkasından gelen şartlar, küçük zararlar için bu yolu fiilen kapatıyor.
2. Tehlike ağır ve muhakkak olmalı
Ağırlık, olabilecek zararın büyüklüğü; muhakkaklık ise bu zararın gerçekleşmesinin çok yakın olması. "Belki bir gün olabilir" türü tehlikeler bu şartı karşılamaz. Yangın, sel, hastanın hızla kötüleşmesi, kontrolsüz akan bir araç gibi anlık olaylar tipik olarak buraya giriyor.
3. Tehlikeye bilerek neden olunmamalı
Tehlikeyi kendisi bilinçli yaratan kişi zorunluluk hâline başvuramaz. Kanun "bilerek" kelimesini kullanıyor; dikkatsizlikle katkıda bulunmuş kişinin durumu bu yüzden olayın ayrıntısına göre mahkemece ayrıca tartışılır.
4. Başka yoldan korunma imkânı olmamalı
Uygulamada en sık tartışılan şartlardan biri bu. Kaçacak kapı varsa, yardım çağırma imkânı varsa, fiil o kadar zararlı olmadan tehlike savuşturulabilirse zorunluluk ortadan kalkıyor. Aynı yangın olayında merdiven kullanılabiliyorsa komşunun dairesine girmek zorunlu sayılmaz. Mahkeme olay anını, çevredeki kişileri ve alternatifleri sonradan tek tek hesaplıyor.
5. Fiil gerçekten zorunlu olmalı
Zorunluluk, kişinin o anda başka seçeneğinin olmadığını ifade ediyor. Duygusal bir baskı ya da aceleyle yapılan seçim tek başına yetmez; fiilin tehlikeyi gidermek için gerçekten gerekli olduğunun gösterilmesi lazım.
6. Orantı
Sonuncusu, tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasındaki orantı. Yangından kurtulmak için bir kapıyı kırmak orantılı; yangından kurtulmak için başka bir insanı itip merdivenden düşürmek ise orantı sorununa girer. Birinin hayatını feda ederek kendi hayatını kurtaran kişi bakımından kanun açık bir cevap vermiyor; böyle durumlarda orantı çok dikkatle tartılıyor ve her olayda ayrı sonuç doğabiliyor.
Meşru müdafaadan farkı
İkisi de TCK 25'te yan yana duruyor, çünkü ikisi de ceza verilmemesine yol açıyor. Ama mantıkları farklı. Meşru müdafaada karşınızda haksız bir saldırgan var ve karşılığınız ona yöneliyor. Zorunluluk hâlinde ise çoğunlukla saldıran biri yok; tehlike bir olay ya da doğa kaynaklı ve zararı karşılayan kişi, tehlikeyle hiç ilgisi olmayan masum biri olabiliyor. Bu yüzden zorunlulukta kanun daha sıkı: başka çare olmaması ve bilerek neden olmama şartları meşru müdafaada aranmıyor. Saldırgana karşı koyma durumları meşru müdafaa şartları yazısında anlatılıyor. Başkası tarafından zorlama hâli ise ayrı bir hüküm; cebir ve tehdit altında işlenen suç yazısına bakabilirsiniz.
Varsayımsal bir örnek
Varsayımsal bir örnek düşünelim: dağda yürüyüşe çıkan iki kişi, gece bastıran fırtınada telefon çekmeyen bir bölgede kalıyor. Biri hipotermi belirtileri gösteriyor. Yakınlarındaki kilitli bir çoban kulübesinin kapısını kırıp içeri giriyorlar, ocağı yakıyorlar. Kulübe sahibinin rızası olmadan girmek konut dokunulmazlığını ihlal edebilir, kapıyı kırmak mala zarar vermek anlamına gelebilir. Savunma zorunluluk hâlini ileri sürer: tehlike ağır ve muhakkaktı, yardım çağırma imkânı yoktu, kapıyı kırmak en az zarar veren yoldu. Mahkeme havanın durumuna, mesafelere, başka sığınak olup olmadığına ve kırılan kapının zararına bakar. Sonucu önceden söylemek mümkün değil.
Hangi karar çıkıyor
Zorunluluk hâli kabul edilirse mahkeme beraat değil, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verir (CMK 223/3-b). Bu karar, kusurun bulunmadığı hâllerde çıkıyor: fiil hukuka aykırı kalıyor ama failin cezalandırılması gerekmiyor. Ayrımın pratik sonucu şu: mahkeme, hükümde fiilin gerçekleştiğini kabul ediyor, sadece cezasızlık tanıyor. Karar türlerinin farkı ceza verilmesine yer olmadığı kararı yazısında anlatılıyor.
Soruşturma aşamasında savcı da olayın zorunluluk hâli içinde kaldığı sonucuna varırsa kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir.
Başkasını kurtarmak için işlenen fiil
Kanun yalnız kendi tehlikenizden söz etmiyor, başkasını kurtarmak için işlenen fiili de aynı güvenceye bağlıyor. Boğulmak üzere olan bir çocuğu kurtarmak için başkasına ait bir tekneyi izinsiz kullanan, yaralıyı hastaneye yetiştirmek için kapalı bir şantiye yolundan geçen kişi bu kapsama girebilir. Bu durumda şartlar aynı: tehlikenin ağır ve muhakkak olması, başka çare bulunmaması, orantı. Fark, tehlike altındaki kişiyle fail arasında yakınlık aranmaması. Yabancı biri için de aynı ölçüler geçerli.
Orantı aşılırsa ne olur
Zorunluluk hâlinde de sınır aşılabilir. Tehlikeyi gidermek için gerekenden fazla zarar veren kişi için TCK 27/1 devreye giriyor: sınır kast olmaksızın aşılmışsa ve fiil taksirle de cezalandırılıyorsa, taksirli suçun cezası altıda birinden üçte bire kadar indirilerek verilir. Heyecan, korku ya da telaşla sınırın aşılmasına bağlanan tam cezasızlık (27/2) ise yalnız meşru savunmaya özgü; zorunluluk hâli için ikinci fıkra yazılmamış. Bu fark, iki hükmün neden ayrı değerlendirildiğini bir kez daha gösteriyor. Sınırın aşılmasını ayrıca sınırın aşılması yazısında anlatıyoruz.
Soruşturmada ilk ifade
Zorunluluk hâli iddiası, çoğunlukla gözaltı ya da ifade anında ilk kez dile getiriliyor. Orada anlatılanlar, sonradan savunmanın çerçevesini çiziyor. Tehlikenin nasıl başladığı, kaç dakika sürdüğü, hangi seçenekleri düşündüğünüz, neden bu yolu seçtiğiniz ifade tutanağına girer. Aceleyle ve eksik anlatılan bir ifade, sonradan "başka çare vardı" denilerek karşı çıkarılabilir. Susma hakkı ve müdafi ile görüşme hakkı bu yüzden baştan kullanılmaya değer; ne zaman konuşulacağını seçmek mümkün.
Ceza verilmese de zarar sorusu kalır
Ceza hukukundaki sonuç, tazminat sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Kapısı kırılan kulübenin sahibi ya da aracı kullanılan kişi, zararını hukuk davasında isteyebilir. TBK 64/2 bu konuda ayrıca bir kural koyuyor: kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için başka bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirliyor. Yani ceza yargılamasının sonunda cezasızlık çıksa bile, giderim miktarı ayrı bir dosyada tartışılabiliyor.
Savunmada dikkat edilecekler
İlk iş, tehlikenin gerçekliğini göstermek. Yangın raporu, 112 çağrı kaydı, hastane kayıtları, tanıklar, kamera görüntüleri ve olay yerinin fotoğrafları bu iş için kullanılıyor. Delilleri zamanında toplamak için savunma delillerinin toplanması yazısına bakabilirsiniz. İkinci iş, başka yolun neden kullanılamadığını anlatmak: telefon çekmiyordu, kapı kilitliydi, yardım edebilecek kimse yoktu.
Savunmada sık görülen hata, tehlikeyi sonradan büyütmek. Gerçek olmayan bir ayrıntı, bütün anlatının güvenini zedeliyor. Bir diğer hata, orantıyı hiç tartışmamak: "mecburdum" demek, nasıl mecbur kalındığını ve alınan zararın neden en küçük zarar olduğunu göstermeden yeterli olmaz.
Dosyanız için
Zorunluluk hâli, olay anının koşullarıyla yakından ilgili; kısa bir anlatımla cevaplanamayacak çok sayıda ayrıntıya bağlı. Hakkınızda soruşturma başlamışsa ya da ifade çağrısı aldıysanız, ifadeye girmeden önce olayı sakin bir sırayla yazıya dökmek yardımcı olur. Durumunuzu anlatmak için iletişim sayfasındaki numaradan arayabilir ya da WhatsApp'tan yazabilirsiniz; genel çerçeve için ceza hukuku sayfasına da bakabilirsiniz.
Sık sorulan sorular
Zorunluluk hali ile meşru müdafaa arasındaki fark nedir?
Meşru müdafaada haksız bir saldırı vardır ve karşılık o saldırganı hedef alır. Zorunluluk hâlinde ağır bir tehlike vardır ve fiil çoğu zaman tehlikeyle ilgisi olmayan bir kişinin hakkına yönelir. Bu yüzden orantı ve başka çare arayışı zorunlulukta çok daha sıkı aranır.
Tehlikeye kendim neden olduysam zorunluluk hâli kabul edilir mi?
Kanun tehlikeye bilerek neden olmamayı şart koşuyor. Tehlikeyi bilerek yaratan kişi bu hükümden yararlanamaz. Tehlike kişinin bilmeden ya da istemeden ortaya çıkmasına yol açtığı bir olaysa, durum olayın ayrıntısına göre değerlendirilir.
Zorunluluk hâli kabul edilirse sabıka kaydı oluşur mu?
Mahkeme ceza verilmesine yer olmadığı kararı verdiği için mahkûmiyet doğmaz ve mahkûmiyete bağlı sonuçlar da ortaya çıkmaz. Bu karar beraatle aynı değildir; kusurun bulunmamasına dayanır, ama fiilin hukuka aykırılığı kabul edilmiş olur.
Yalnız malı kurtarmak için de zorunluluk hâli olur mu?
Hükümde korunan hak kişinin kendisine ya da başkasına ait her hak olabilir, ancak ağır ve muhakkak bir tehlike ile orantı aranır. Küçük bir mal kaybından kurtulmak için başkasının hakkına ciddi zarar vermek bu orantıyı karşılamayabilir.
Dayanak mevzuat
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 25, 27, 28, 116
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 223
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 64
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki görüş yerine geçmez. Mevzuat ve uygulama değişebilir; yazının tarihine dikkat edin.